Türkiye Ekonomisinde Rekabetçilik Göstergeleri

Türkiye Ekonomisinde Rekabetçilik Göstergeleri

Global ekonomide göstergeler uzun zamandır ilk defa olumlu gidiyor: IMF Nisan ayında açıklanan Küresel Ekonomik Görünüm raporunda, toparlanma sürecini teyid etti; ve küresel büyümenin yavaş da olsa toparlanma sinyallerinin arttığını belirtti.

Bu olumlu gelişmeye rağmen, önümüzdeki beş yıl gelişmekte olan ülkeler için geçtiğimiz beş yıldan farklı olacak gibi duruyor. Yine IMF’nin tahminlerine göre, önümüzdeki beş yıl 1970’lerden beri ilk defa gelişmekte olan ülkelerin global ekonomideki payı artmayacak; sabit kalacak.

Bu şu demek oluyor: Gelişmekte olan ülkelerde, arkadan gelen rüzgarla değil; kendi çabaları ile büyümelerini ivmelendirebilecekler. Kendi çabaları ise diğer ülkelerle ne kadar rekabet edebileceklerini ve potansiyel büyümelerini ne kadar artırabileceğini belirleyecek.

Bu bağlamda önümüzdeki dönemin en büyük çabası ülkelerin rekabetçiliklerini nasıl ve ne kadar hızlı geliştirebildikleri olacak. Türkiye’nin rekabetçiliğine uluslararası, bölgesel ve şirket düzeyinde baktığımızda farklı unsurlar dikkat çekiyor:

Uluslararası Rekabet Göstergeleri
Dünya Ekonomik Forum’un global rekabet endeksi göstergelerinde, ilk on ülke gelişmiş ekonomiler. Yıllar içinde, ilk on ülkenin sıralaması oldukça yavaş değişiyor. Öte yandan gelişmekte olan ülkeler, çok geniş bir skalada sıralanıyor. Ve de son yıllarda, sıralamaları hızla değişebiliyor. Türkiye, en son 2016 verileriyle 138 ülke arasında en rekabetçi 55. ülke.

Kaynak: WEF

Türkiye’nin rekabetçiliğinde 2000’li yıllara göre bir iyileşme görülüyor; fakat uluslararası rekabetçilik göstergelerinde en iyi sıralamalar 2012-2014 yıllarında elde edilmiş. Sonrasında bazı alt kalemlerde gerileme olduğu göze çarpıyor. Türkiye’nin özellikle işgücü piyasası verimliliği, finansal piyasalar, sağlık ve temel eğitim, kurumlar, teknolojik durum ve inovasyon alanlarında rekabetçiliğini nasıl geliştireceğini hızlı bir şekilde stratejilendirmesi gerekiyor.

Türkiye’nin Rekabetçiliğinde Alt Sıralamalar

Kaynak: WEF

Türkiye’de Bölgesel Rekabet
Türkiye’nin uluslararası rekabet gücü göstergeleri kadar bir diğer önemli gösterge de bölgesel rekabet gücü göstergeleri. Bir ülke içindeki farklı illerin rekabetçiliğini hangi alanlarda, nasıl geliştirebildikleri ülkedeki kalkınmanın sürdürülebilirliğine işaret etmesi açısından önemli. Tabii uluslararası göstergelerde olduğu gibi, bölgesel rekabetçiliği de farklı unsurlardan bakmak mümkün.

Türkonfed-Edam işbirliğinde hazırlanan İl Bazında Rekabetçilik Endeksi, Türkiye’nin en rekabetçi il sıralamasında özellikle ilk on sıralamasında 2009-2014 yılları arasında hızlı değişiklik olmadığını göstermesi açısında önemli. Bölgesel olarak da, Batı ve Doğu İlleri arasındaki rekabetçilik farkının azalmadığı görülüyor. İstanbul, özellikle ekonomik büyüklüklerdeki rekabetçiliği ile sıralamalarda birinciliğini korurken, endeks puanları İstanbul’u takip eden iller arasındaki farkın 2008-2014 yılları arasında açılmış olabileceğine işaret ediyor. Bir başka deyişle, en rekabetçi ille olan İstanbul ile Anadolu’nun diğer illeri arasındaki fark açılıyor.

Bölgesel rekabetçiliğin bir başka unsuru da, rekabetçiliğin alt unsurlarına dikkat edilmesi gerekliliği. Rekabetçilik sadece ekonomik unsurlardan oluşmuyor. Piyasa büyüklüğü, finansal derinlik, ve makroekonomik istikrar gibi ekonomi bazlı göstergelerin yanı sıra sosyal sermaye, emek piyasası, yaratıcı sermaye, eğitim kalitesini gösteren insani sermaye, fiziki altyapı alanlarda da ne kadar rekabetçi olunabildiği uzun vadeli kalkınma açısından önemli.

Türkonfed-İstanbul Politikalar Merkez tarafından yapılan ‘Türkiye’nin Kentlerinden Kentlerin Türkiye’sine’ adlı çalışmanın bir bölümünde İl Bazında Rekabetçilik Endeks verileri kullanarak, Türkiye’de rekabetçilik ile gelir arasındaki ilişki incelendi. Türkiye’nin geneline baktığımızda, gelir arttıkça rekabetin farklı unsurları arasında eşitsizliğin önce arttığı, sonra azalmaya başladığı görülüyor (Bu yönüyle, bu çalışmada ortaya çıkan eğri, ünlü iktisatçı Kuznet’in gelir ile gelir eşitsizliği arasındaki eğrisine benziyor). Türkiye’de geliri en yüksek iller, rekabetin yukarıda sayılan alt unsurları arasında farkın en az olduğu iller: Ankara ve İzmir rekabetin alt unsurları arasındaki farkın en az olduğu iller olarak göze çarpıyor. Bir başka deyişle, her alanda rekabetçiliğini artırabilen iller, gelirlerini de artırabiliyor .

Gelirini sürdürülebilir olarak artıramayan illerin ya da orta gelir tuzağına yakalanan illerin hangi rekabetçilik unsurlarını geliştiremedikleri, önümüzdeki dönemde yerel darboğazları anlamak ve çözüm üretmek açısından önemli olacaktır.

Rekabetçiliğin Alt Göstergeleri Arasında Eşitsizlik ve Kişi Başına Gelir

Şirket Büyüklüğüne Göre Rekabetçilik

Uluslararası ve bölgesel göstergelerin yanı sıra, şirket büyüklükleri de rekabet stratejileri açısından önemli ipuçları verebilir. Özellikle Türkiye gibi KOBİ’lerin ağırlıklı olduğu bir ülke rekabetçiliğini yükseltmeye çalışırken, KOBİ odaklı politikaları gündeme almak durumunda.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 yılı verilerine göre Türkiye’deki toplam girişimlerin %96’sı mikro ve küçük ölçekli işletme. Öte yandan çalışanların sadece %38’i, net satışların %27’si, karın %23’ü bu ölçekteki girişimler tarafından istihdam ediliyor veya yaratılıyor. Daha da önemlisi, bu ölçekteki firmalar yurtdışı satışları, yani ihracatın sadece %15’ini yapabiliyor. Bu oran yıllar içinde %22’lerden bu seviyelere düşmüş. Bir başka deyişle mikro ve küçük ölçekli firmaların zaman içinde rekabetçiliklerinde bir düşüş meydana gelmiş.

Kaynak: Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı

2010 yılında OECD düzeyinde yapılmış bir araştırma aslında bu sonucun çok da şaşırtıcı olmadığının ipuçlarını veriyor. OECD ülkeleri içinde büyük ölçekli firmaların küçük ölçekli firmalara göre işgücü verimliliği 4 kat yüksek; bu oran OECD ülkeleri arasındaki en yüksek fark. Bu kadar yüksek KOBİ ağırlığı olan Türkiye’de, KOBİ’lerin geçtiğimiz 10 yıl ihracatlarını diğer ölçekteki firmalara oranla artıramamaları, işgücü verimliliği, teknoloji kullanımı, inovasyon, kurumsal altyapı vs. gibi ülke rekabetçiliğinde Türkiye’nin geliştiremediği unsurlarla büyük ihtimalle yakından ilişkili.

Sonuç: Rekabeti Tüm Unsurları İle Ele Almak Gerekli
Ekonomik büyüme oranları, ihracat, cari açık; bu göstergelerin hepsi aslında bir ülkenin ne kadar rekabetçi olduğunun sonucu ortaya çıkan göstergeler. Büyüme oranını ya da ekonomik büyüklüğü hedef alırken, rekabetin hangi alanlarda nasıl artırılacağı, ekonomik unsurları destekleyecek sosyal, beşeri, kurumsal, yaratıcı sermayenin nasıl destekleneceği, bölgesel olarak rekabetçiliği yüksek kümelenmelerin nasıl yaratılacağı tartışılmalı. Özellikle KOBİ düzeyinde hangi alanlarda büyük ölçekli firmalara göre dünya ekonomisindeki trendlerin gerisinde kalındığı ve nasıl geliştireceği konuları iyi konumlandırılmalı.

Geçtiğimiz on yıllık süreç gösteriyor ki Türkiye’nin uluslararası rekabetçiliğini geliştirebildiği alt alanlar mevcut; il bazında rekabetini ve gelirini diğerlerinin çok üstüne çıkarabilen bölgeler/iller de mevcut; ve şirket ölçeğine göre verimliliği ve uluslararası rekabet gücü yüksek firmalar da var. Öte yandan, rekabet edenle edemeyen arasında gittikçe açılan bir fark da göze çarpıyor. Önümüzde dönem için farkı yaratacak olan ise rekabetçiliğin tüm alt unsurlarını ülke geneline, bölgesel kümelenme başarısıyla daha küçük ölçekli şirketlere yaymak olacak.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *