Yapısal Reformlar ve Ekonominin Dönüşümü

Yapısal Reformlar ve Ekonominin Dönüşümü

Nedir Yapısal Reformlar?
Potansiyel büyüme hızı, bir ekonominin herhangi bir darboğaz yaşamadığı durumlarda elindeki sermaye kaynakları ile büyüme hızını göstermektedir. Sermaye kaynaklarının verimliliği orta vadedeki büyüme hızını belirlemede kritiktir.

Politika yapıcılarının görevi kısa vadede dönemsel darboğazları aşmak için para ve maliye politikaları doğru yönde ve doğru sürede kullanmak; uzun vadede ise sermaye kaynaklarının verimliliğini artıracak politikaları belirlemektedir. İşte bu ikincisi yapısal reformların gündemini oluşturmaktadır. İnsan kaynağının eğitimi ve yönetimi, işgücü kanunları ve işleyişi, vergi sistemi, bankacılık sistemi, yatırım politikaları, mülkiyet hakları uzun vadeli olarak büyüme oranını etkiledikleri için yapısal reformların konusunu oluştururlar.

Türkiye’nin Yapısal Reform Gündemi
Türkiye ekonomisi, yapısal reformlar konusunda oldukça yoğun bir gündeme sahip. 2001 krizinden sonraki dönem özellikle bankacılık, maliye politikaları, denetleyici kurumların bağımsızlığı ile ilgili yapısal değişikliklerin yapıldığı ve uygulandığı bir dönem idi. O dönemdeki IMF anlaşmaları gereği, yapılan yapısal reform uygulamaları bir takvime bağlanmış ve kamuoyu tarafından takip edilir bir hale gelmişti.

Mevcut durumda da kalkınma planları, hükümet programları, orta vadeli plan ile Türkiye’nin yapısal reform ihtiyaçları listeleniyor; ve eylem planları ve öncelikli dönüşüm programları detaylandırılıyor ve takvime bağlanıyor. Son dönemdeki programlarda yapısal reform gündemi olarak öne çıkan başlıklar güçlü ve sürdürülebilir büyüme başlığı altında toplam faktör verimliliğin artırılması, eğitim niteliğinin artırılması, işgücü becerilerinin geliştirilmesi, kadın istihdamının artırılması, tasarruf oranlarının artırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi. Kısaca bir ülkenin potansiyel büyümesini artırmak amacıyla yapılacak birçok reform alanı, programların parçası olduğu gözüküyor (detaylar görüş haritasında mevcut).

Uluslararası Karşılaştırmalara Göre Türkiye’nin Reform Gündemi Nasıl Olmalı?
Türkiye’nin hangi alanlarda reform ihtiyacının diğer ülkelere göre daha öncelikli olması gerektiği konusu önemli; çünkü yukarıda bahsedilen yapısal reform alanları o kadar geniş alanları kapsıyor ve o kadar uzun süredir gündemimizde ki, bir süre sonra kamuoyunun duyarlılığı azalabiliyor.

İhtiyaç önceliklerini anlayabilmek için Türkiye’nin rekabetçiliğini farklı ülkelerle karşılaştırmak faydalı olabilir. Sonuçta, global ekonomide her türlü güçlü ve zayıf alan göreceli ve aslında diğer ülkelerin performansına göre de belirleniyor.

Dünya Ekonomik Forumunun her yıl yaptığı Global Rekabetçilik Endeksine göre, Türkiye 2016-2017 endeksinde 138 ülke arasında en rekabetçi 55. Ülke. Türkiye’nin alt rekabetçilik endekslerine göre ortalama performansı olan 55.’likten daha iyi ve daha kötü olduğu alanlar mevcut. İşte bu daha kötü olduğu alanlar, Türkiye’nin bir önceliklendirme yapmasına yardımcı olabilir:

1) Türkiye’nin diğer ülkelere göre en zayıf olduğu alan işgücü piyasası. İşten çıkarma maliyeti, kadının işgücüne katılımı, yetenek çekme, işe alma/çıkarma kolaylığı gibi konular Türkiye’nin en zayıf olduğu alanlar
2) Eğitimin kalitesi: Türkiye öğretim kurumlarına devam eden nüfus bakımından oldukça iyi sıralarda olmasına rağmen, eğitimin kalitesi bakımından genel sıralamasının altında bir performans sergiliyor. Hem ilköğretimin, hem yüksek öğretimin kalitesi, iş eğitiminin yaygınlığı konuları rekabeti olumsuz etkiliyor
3) Kurumlar: Türkiye yargının bağımsızlığı, anlaşmazlık halinde kanunların yeterliliği, küçük yatırımcının korunması ve fikri mülkiyet hakları gibi konularında gerilerde kalıyor
4) İş ortamı: İş yapma kolaylığı ve vergi oranları bakımından da Türkiye rekabetçiliği zayıf
5) Makroekonomik ortamın bazı kalemleri: Türkiye’deki makroekonomik ortam göstergelerinde performansı 54.’cü. Fakat enflasyon ve tasarruf oranı göstergelerinde 121 ve 94. Sıralarda.

Yeni Reform Alanları Eklenmeli Mi?

Hükümetin sıraladığı reform alanları ile Türkiye’nin rekabetçilik endeksinde daha zayıf olduğu alanlar çoğunlukla birbirine paralel. Fakat bu konularında ötesinde Türkiye’nin politikalar ve dönüşümler yaratması gerekli alanlar da olabilir.

Son 10 yıldaki hızlı dijital dönüşüm süreci global ekonomi önemli değişikliklere sebep oluyor ve ülkeler birçok konuda stratejilerini değiştiriyor, adapte ediyor. Ülke bazında yapılan karşılaştırmalar birçok farklı alanda ülkelerin yetkinlik geliştirmeye çalıştığına ve rekabetçilikle ilgili koşulları yeniden tanımladıklarına işaret ediyor. Bu hızlı dönüşüm içinde Türkiye’nin farklı alanlarda önceliklerini gözden geçirmesi ve eklemeler yapması gerekli olabilir.

Bahsedilen dönüşümü yansıtmak amacıyla yapılan endekslerden birisi olan Global Inovasyon Endeksine göre Türkiye 2017 yılında 127 ülke arasında 43. Türkiye’nin iyi olduğu alanlar marka tescili, yüksek öğretime katılım, patent başvuruları, bilgisayar software harcamaları ve bilginin yaratılması adlı kalemler. Öte yandan Türkiye bilgi ve iletişim ürünleri ihracatı, yüksek-teknolojili ürünler ihracatı, inovasyon bağlantıları geliştirme ve bilgi-odaklı istihdam gibi konularda genel performansının gerisinde kalıyor.

Bu listede iyi ve zayıf performans kategorilerinden öyle kalemler var ki, birlikte düşünüldüğünde Türkiye’deki yapısal reform sürecini geliştirmede üzerinde çalışılması gerekebilir:
1) Türkiye’nin yüksek öğretime katılım oranları düşükken, bilgi-odaklı istihdam yaratamaması, eğitim programının kalitesi ile ilgili önemli bir işaret veriyor olabilir.
2) Türkiye patent ve marka tescilinde ilk sıralarda yer alırken, yüksek-teknoloji ve bilgi&iletişim ürünleri ihracatında geri sıralarda yer alması, yaratılan değerin ticarileştirilmesinde problem olduğuna işaret ediyor olabilir.
3) Türkiye’nin bilginin yaratılmasında, yani üretilen akademik yayın, patent vs. gibi konularda iyi olmasında inovasyon bağlantıları geliştirilmesinde, yani araştırma&geliştirme odaklı ürünlere yurtiçi ve yurtdışı yatırım yapılmasında rekabetçi olamaması, bilgi bağlantılarında problem olabileceğine işaret ediyor.
4) Benzer bir şekilde teknoloji ithalatını en fazla yapan ülkelerden birisi olmasına rağmen, ihracatında zayıf olması, bilgi ve teknolojinin katma değeri üretme ve artırmada verimli kullanılamadığına işaret ediyor olabilir. Yukarıda da bahsedildiği gibi Türkiye bilgi ve teknoloji modellerini adapte etmekte ve/veya kendi modellerini geliştirmede zayıf kalıyor olabilir.

Yeni Ekonomi Akımları İçinde Yapısal Reformlar
Son yılların gelişmeleri ülkelerin rekabetçilik koşullarının içine dijital altyapıya erişim, dijital teknolojilerin ekonomiye entegrasyonu, bilgi ve teknoloji sektörü girişimcilik ortamı, girişimcilik kültürü, dijital yetenekler arz ve talebi, ve yeni teknolojilere yatırım ve finansmana erişim konuların dahil olduğunu gösteriyor. Kısaca dünya ekonomisindeki hızlı dönüşüm süreci ve dijitalleşme farklı organizasyon ve iş modelleri gerektiğine işaret ediyor. Türkiye de yapısal reform sürecini, bu konudaki ihtiyaçları ve söylemleri, değişen koşullara göre farklılaştırılmalı ve yenilenmeli. Yeni bir çerçeve çizilirken, dijitalleşen ekonomide, Türkiye’nin güçlü ve zayıf yönleri konusunda fikir sahibi olunmalı. Bu sayede bahsedilen bu yeni sürecin takipçisi değil; yaratıcısı da olma şansımız olabilir.

Post Tagged with

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *